Seni Dinlemek İsteyen Biri Var
Ben boğuluyorum. 

Sen de boğuluyor musun?

Yaşanılanlardan, hissedilenlerden ve her gün yeni bir hayata başlamak zorunda olduğum için boğuluyormuş gibi hissediyorum. Sanki görünmez bir el gırtlağıma yapışmış gözlerimi sonsuza dek kapatmam için uğraş veriyor ve o nefesi kesmek istiyor. Evet, aynen böyle hissediyorum. Yaşadıklarımla uğraşmaya çalıştıkça böyle hissediyorum. Tutunmaya çalıştıkça bir şeylere, nefesim oracıkta kesilecekmiş gibi hissediyorum. Başaramayacağım. Devam edemeyeceğim.

Hayır.

Başaracağım, devam edeceğim. Böyle düşünmek gerekir aslında değil mi? Düşünüyoruz da bir zaman sonra. Belki düşünmek ile kalıyor belkide düşünmeyi istemek ile. Ama inanınki zaman üstüne büyük bir olgunluk koyarak sizi yeniliyor. Değişiyorsunuz. Daha güçlü oluyorsunuz ve en önemlisi de o el artık gırtlağınızı sıkmıyor sadece kendini hissettirmekle kalıyor. O el yaşamınız boyunca kaybolmayacak çünkü sizin yaşadığınız zorlukları temsil ediyor ve onları hatırlatıyor. Tam boğazınızda. Hatırlamak bile istemediğimiz  anıları temsil eden o el uğraştığımız tüm o zorlukların hatırası olarak boğazımıza kazınıyor bir iz gibi...

 Ve biz o iz ile yaşamayı öğreniyoruz.

Ben öyle mi yaptım? Belki o iz içimdeki nefreti en uç seviyeye kadar hissettirdi ama devam ettim. Her gün beni neyin beklediğini bilmediğim bu dünyaya devam ettim.
Güçlü olmak ve güçlü kalmak bizim elimizde. Yaşadığımız çoğu zorluğu biz seçemesek bile karşımıza çıkanlar ile mücadele edip etmemeyi biz seçiyoruz.

Ne oldu da böyle hissettim?

Nasıl oldu da güçlü kaldım ve tüm bu yaşadıklarıma dayandım?

Yalnız değildim.

Sende yalnız değilsin.

Belki aynı şeyleri yaşadık belkide benzer şeyleri ama yaşadıklarını atlatmak istiyorsan yalnız olmayacaksın. 

Olmayacaksınız.

Hayatının bir bölümünde yabancı bir insana tüm yaşantını anlatıp rahatlamak istersin. Birilerine anlatmak ve omuzlarındaki o ağırlığın çok az da olsa hafiflemesini istersin.

Hepimiz insanız, hepimiz acıdan bir nebze olsun tattık. Hepimizin arkadaşlarımızdan ailemizden gizlediği bazı sırları oldu. Bunları çoğu zaman taşımak istemedik. Fazla ağır geldi bize.
Susmak, içine atmak ya da kurtulmak için can yakıcı çözümler aramak zorunda değilsin. Bazen anlatmak tek ilaçtır.

Derin bir nefes al ve düşün. Sana iyi gelecek olan şeyi düşün. Seni dinlemek için yanında olacak kişiye yükünü anlatmak iyi gelmez mi? Bir nebze olsun omuzlarındaki o ağır yük hafiflemez mi?

Daha fazla kötü hissetmene izin verme.

  Kötü hissettirmelerine izin verme.


Susma.

İçine atma.

Bağır, çağır, anlat ama susma ve içten içe yok olmana izin verme.

Kimsenin seni yok etmesine izin verme.




                           



Benim dünyamın dışında herhangi bir yerdesin. Bu satırları belki görmek istemeyecek okumadan direk kapatacaksın. Ama olur da okumaya devam edersen aralık bıraktığım pencereden burada neler olduğunu, aslında acılarımızın, çığlıklarımızın ve suskunluğumuzun ortak olduğuna şahit olacaksın. Belki bu seni oldukça şaşırtacak ya da aslında tam da buna ihtiyacın olduğunu göreceksin.


    Her ne olursa olsun, yıllardır göz ardı ettiğimiz ruhumuzun derinliklerine gömdüğümüz acılar birikmeye başladıkça kendini tekrar göstermek bizi içten içe çürütmek için can atıyor. Tek başına bunları sırtlanmak tahmin edemeyeceğin kadar zor.


   Eğer bu satırları okumaya devam ediyorsan şunu bilmeni istiyorum duymana ihtiyacım var...

Yaşadıklarımızdı bizi olgunlaştıran, büyümemizi sağlayan. Bazı zamanlar öyle şeyler yaşarız ki küçücük bedenimize ağır gelir taşıyamayız. Bizi kimsenin anlamadığını ve bu koca hayatta yapayalnız olduğumuzu düşünürüz. Kendi karanlığımızın içinde kaybolmayı isteriz. Gece yatağa yattığımızda uyumak yerine hıçkıra hıçkıra ağlarız. Aldığımız nefesin son nefesimiz olmasını umut ederiz ya da tüm bu yaşananlardan sonra beyaz atlı bir prensin bizim karanlığımıza ışık olmasını. 


    Şunu söyleyeyim o beyaz atlı prens ya da beklediğimiz her kim ise o kişi hemen gelmiyor...
  

          Bu hayattaki tüm zorluklara karşı tek başımıza mücadele etmemiz gerekiyor...


       Bunu ya zor yollarla öğreniriz, ya da aldığımız ilk darbe de alışmaya başlarız karanlığa...

            Bizi kimse anlayamaz deriz...

                Beni duyuyor musun ?


Oysa bizim yaşadıklarımızı yaşayan birini bulacak veyahut beklediğimiz kişi gelecek kadar şanslıysak o karanlıktan çabucak sıyrıla biliyoruz. Çünkü içimizde hala umut kırıntıları var. Ne kadar karanlığa batmış da olsak. Onun bizi anlayabileceğini ona güvenebileceğimizi biliyoruz. Hayat onu da yıpratmış o da yaralıdır. Birbirimizin yarasına merhem oluruz çoğu zaman.

       Ben... Biz... O kişi olmak istiyoruz. Hayatınızda bir beyaz atlı prens yada prenses olmayabiliriz. Sizin yaşanmışlıklarınızdan belki biraz fazlamız belkide biraz eksiğimiz olsa da biz bu hayatta güçlü kalmayı öğrenenlerdeniz. Ne sizi bize bağımlı yapmak istiyoruz ne de hayatınıza girip yaşayacaklarınıza karışmak.

Aslında istediğimiz tek şey size bu hayatta güçlü kalmayı öğretmek ve yaşadıklarınızın sadece başlangıç olduğunu hayattaki kötülükleri görmenin daha başında olduğunuzu söylemek. Hayat zorlu bir savaş. Peki neden yapıyorsunuz ? diye sormanız gayet doğal. Ama bu sorunun cevabı çok basit. 

 Hayat sizi bir yerlere sürüklemeye başladığında yaşadığınız acılar bünyenize ağır geldiğinde değişmeye başlarsınız. Aynaya her baktığınızda gördüğünüz yüz size yabancı gelmeye başlar ve önemsiz olduğunuzu düşünürsünüz. Önemli olsaydınız onca şeyi yaşamazdınız değil mi ? Kendini kar küresine hapsetmiş ve o camı kırıp düştüğünde cam kırıklarının içinde boğulan biri olarak söylüyorum. Yalnız başına bir şeyleri başarmak oldukça zor. Sana yardım etmek istiyorum. Çünkü dışarıda bir yerlerde benim gibi belki benden daha fazla acı çeken birine yardım edememek beni öldürüyor. Bunun ne kadar zor olduğunu biliyorum.
Yaşadım... 

   " Aklımın eriştiği kaçıncı yaşımdaydım hatırlamıyorum. 7- 8 ? Oldukça sisli ve karanlık bir anı zihnimde canlanan. Bir arabanın içinde uçurumun kenarındaydık. Babam her zamanki gibi alkollüydü. Bize onu sevmediğimizi ve hepimizin onunla birlikte öleceğini söyledi. O zamanlar ölümden korkmayacak kadar küçük, babamı kaybedemeyecek kadar cesurdum. Ona sürekli ' Seni seviyorum baba ne olur ölme! ' diyordum. Eğer şimdi yaşansaydı bunlar kıçımın üstünde oturur ve bizi öldürmesine izin verirdim. O gün şunu öğrenmiştim. İnsan hangi yaşta olursa olsun sevgiye ve sevilmeye açtır. O gün babam bizim sevgimizi kazandığını sandı. Oysa ruhumda acı çizelgesine en büyük ve en derin çeltiği kendisinin attığından habersiz." 

İçimizden birinin hayattan aldığı ilk darbe buydu. Son değildi elbet. Güveninizi kazanıp, yaşadığımız tecrübelerden yola çıkarak size yardım etmek istiyoruz.Biliyoruz verilmeden hiçbir şeyin alınmayacağını. Bu yüzden her yazıda bizden küçük bir şeyler bulacaksınız. Az önceki yazı gibi.  Güvenini kaybetmiş insanlar kanadı kırık kuşlara benzer. Acı çekerler ve hırçın olurlar. Hiçbir yardımı kabul etmezler. Ama biz her ne olursa olsun güveninizi kazanmak için kararlıyız. 

 Çünkü siz bizim için çok önemlisiniz...





                                                                                               




   

   Güneş her gün ışıklarını saçarak doğarken insanların kalplerinde yeni bir umut filizlenir. Yeni bir iş günü , okulun ilk günü ya da yeni başlangıçlar için uykudan uyanırken her şeyin iyi olacağı düşünülür.
     
          Oysa bazıları için durum hiç de öyle değildir..

   Yatağa her gece gördükleri kabusların bilincinde girip yine 2-3 saatlik uykuyla yetinen ki şanslı olanlar kabuslarıyla yaşamayı çoktan öğrenmiştir. Güneşin doğuşunu ellerindeki sigara yada kahveyle nefretle ve acıyla izlerler. Aldıkları her nefes için deli gibi öfkeli, ölmeyi arzulayan insanlar..



   Birde arafta kalanlar var. Daha acı çekmeye yeni başlayan, hayatın kötü yüzüyle yeni tanışmış ağır bir darbeyle yere çakılmış olanlar. Onlara ben 'Düşmüşler' diyorum. Yaşları kaç olursa olsun işledikleri tüm günahlara rağmen hayata dair en saf umutları ve sevinçleri barınırdı kalplerinde. Ne kadar kötü olsalar da Melekler  dokunurdu kalplerine umutlarını asla kaybetmezlerdi. Her kötülüğün biteceğini ve iyi olacaklarına inanırlardı. Hayatın sillesini yediklerinde ise umutlar yerini korkulara bırakır sevgi nefrete dönüşürdü. Melekler'in dokunuşunu hissedemez olur tertemiz rüyalar yerini korku dolu rüyalara bırakırdı.


       Düşmüş Melekler yaşamdan vazgeçmedikleri sürece hala onlar için umut vardır..

       Onlar bunu bilmese bile...


    Çünkü onlar kendini dünyadan ve insanlardan soyutlamamıştır. Hala arayış içindedirler. Uzatılan her ele minnetle ve korku dolu gözlerle bakarlar. Bir kere acının tadına bakıldıysa geride güven diye bir şey kalmamıştır. O eli tutmak isteseler bile yapmazlar.Maske takma süreci böyle başlar. İnsanların onların içlerinde yaşadıklarını göstermezler. Hep mutluymuş gibi davranırlar.Eğer bu yeterli gelmezse kendilerine yavaş ve acı dolu bir süreç içinde duvar örmeye başlarlar. Hayat onlara kötü sayfalarını ard arda gösterdikçe duvar sağlamlaşır. O duvar yıkılması zor ve içinden bir ışık zerresi bile geçmeyecek şekilde sağlam olur. Duvar örüldüğünde ise asıl kötü olan başlar..

            Kendilerini hapsedecekleri bir Kar Küresi düşlerler..

  Kelimelerime misafirlik eden, ilk satırlarımda anlattığım kişiler onlar. Bize kar kürelerinin içinden bakan bu dünyada sadece kendilerini önemseyenler. Bu bencillik değildir aslında. Bir nevi savunma sistemi. Çünkü o kürenin dışında söylenenler ve yapılanlar önemsizdir. Önemli olan kürenin içinde kendinize ait olan dünyanızdır. Şunu söylemeliyim eğer kendinizi bir kar küresine hapsederseniz oradan çıkış yoktur. Bir kere kendimizle baş başa kaldığımızda diğer insanlar önemini kaybeder.

          Biz ise Kar Küresine ihtiyacınız olmadığını göstermek istiyoruz. Kendinize ait dünya oluşturduğunuzda kimsenin size zarar veremeyeceğini sanarsınız. Bu gerçek değil.

                                          Acı paylaştıkça azalır...


       Bunu biliyoruz.

    Yaşadık gördük.
 Kendimizi Kar Küresine kapatamayacak kadar güçlü belki de korkaktık.

       Yaşanmışlıkları kendinden büyük birileri olarak sizinde Kar Küresine hapsolmanızı istemiyoruz.


Elinizden tutup yaşadıklarınızla baş etmenizi, sizinle olmamıza izin vermenizi istiyoruz.


 Kar Küresi olarak sizinle olup hayatın karanlığı yerine aydınlığını göstermek istiyoruz..


                       İzin verin elinizden tutup beraber o maskeyi atalım..

                       İzin verin elinizden tutup duvarların ardındaki seni bulalım..

                    İzin ver sana o küreye hapsolmaktan başka bir seçimin var olduğunu gösterelim..